40 haftalık hamilelik süresince sizin yanınızdayız

ANALAR TAŞ YESİN YARIMŞARDAN BEŞ YESİN

ANALAR TAŞ YESİN YARIMŞARDAN BEŞ YESİN

Henüz ilkokul çağındaydım başlıkta yazan tabiri duyduğumda babamdan bir akşam yemeği sırasında ve bir anda yediğim tüm lokmalar boğazıma dizilmişti. Ne demekti analar taş yesin? Olur muydu hiç öyle şey ve inanılmaz gücüme gitmişti bunu babamdan duymak. Her ne kadar daha sonra babam detaylı bir şekilde deyimin geri kalanını da anlamı ve anlatmak istediği ifade ile belirtse de halen aklıma geldikçe içim burkulur ve annemin şimdiye kadar sofrada kendisinin yemeyip bize yedirdiği ve kendisi için almayıp gezmeyip sırf bizim için yaptıkları gözümün önüne gelir. Bir nevi suçluluk ve vicdan azabı duyarım ve o zamana kadar yediğim, giydiğim gezdiğim kısacası hayattan keyif alabileceğim ne varsa hepsi bir anda annemden çaldığım anlar olarak karşıma dikilir hesap sorar bana.

Şimdi ben de bir anne adayı olarak geçmişimden edindiğim ne varsa zenginleştirip pek tabi ki çocuğum ile ileride paylaşmak istiyorum. Öte yandan bu sürece henüz adayken bile başta akrabalar (belki eşiniz), arkadaşlar, tanıdıklar, meraklı komşular ve hatta tanımadığınız yolda gördüğünüz insanların sırf o küçük insan var diye kendinizden ve kendi önceliklerinizden vazgeçmesini talep etmesini yukarıda anlattığım vicdan muhasebesinin temel taşları olarak görmeye başladım. Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden birinde Psikolojik Danışmanlık eğitimi almış ve halen bu alanda çalışan bir kişi olarak kendi naçizane gözlemlerim doğrultusunda edindiğim izlenim, anneliğin kültürümüzde fazlaca abartılmış bir statü olarak anne adaylarına yüklendiğidir. Bu noktada belki kendimi iyi ifade etmem de gerekir diye düşünüyorum. Kesinlikle annelik azımsanacak ya da önemsenmeyecek bir sorumluluk olduğunu söylemiyorum. Bilakis bir insan yetiştirmenin ve sorumluluğunu almanın henüz iş hayatında statü, gelir, yan haklar vb alanlarda denk gelen bir karşılığını – CEO DAHİL –  göremedim. En övülen kurumsal firmalarda bile yönetici dediğimiz kişilerin yöneticilik sorumluluğunu alabileceğine en azından 40 yaşından sonra inanılırken kadınların daha genç yaşlarında, yaşayan ve iletişime geçen bir canlının sorumluluğunu fiziksel ve psikolojik olarak,  ruhen ve manen almak durumunda kalması bence başarının gerçek tanımıdır.

Öte yandan bu yazıda kültür olarak adlandırmayı uygun gördüğüm tüm değerlendirici kitlenin bu yetiştirme sürecinde annenin kendi varlığından ve o zamana kadar kim olduğundan vazgeçerek sadece bu yeni  küçük insana odaklanmasını beklemek bana çok da adil gelmiyor gibi. Bir sabah uyandığınızı ve geçmiş 30 yılınızı hatta adınızı unutarak “ben şimdiye kadar Ayşe’ydim ama artık sadece Fatma olarak bileceksiniz beni” dediğinizi düşünebiliyor musunuz? İşin ilginç yanı da Fatma olmanın ne demek olduğunu ve Fatma olmayı sevip sevmeyeceğinizi bilemeden. Yukarıda bahsettiğim adil gelmeme hususu burada biraz devreye giriyor. Pek tabi ki ihtiyaçlar ve gereksinimler doğrultusunda anne ve anne adayı küçüğü için elinden geleni yapmaya çalışacaktır. Yine de bir sabah uyandığımda bana bundan sonra sen prenses olarak hayatına devam edeceksin bile deseler bu role uygun olup olmadığımı ancak zaman ve deneyimlediklerim gösterecektir. Belki de bende prenses kumaşı yoktur da nedimeliği ya da sütçü kız olmayı daha iyi yapabiliyorumdur, olamaz mı?

Benim bu yazıda asıl içimi dökmek istediğim husus ise bu noktadan sonra başlıyor diyebiliriz. Kültürün çeşitli açıklamalar ve kendi büyüklerinden (!) gördükleri doğrultusunda zaten beyni ve duyguları kulak memesi yumuşaklığına gelmiş annenin tüm varlığı ile acımasızca oynayarak kendi görmek istedikleri şekiller için düşünmeden anneye kendi varlığını, ihtiyaçlarını ve isteklerini unutturmaya odaklaması. İlk zamanlarda gerçekten bakıma ihtiyacı olan küçüğün zaman içerisinde kendi ihtiyaçlarını fizyolojik ve diğer tüm açılardan kademeli olarak karşılayabilir hale gelmesine karşın yukarıda anlattığım Ayşe’likten Fatma’lığa bir gecede geçen annelerimiz tekrar Ayşe haline dönemiyor, dönmelerine duygusal ve vicdani açıdan kültür tarafından izin verilmiyor. “Sen annesin! Her şeyden önce küçüğün gelecek!” sloganları ile anne hayatını tamamen çocuğu etrafında şekillendiriyor ve tüm hayalleri sadece küçüğünden ibaret hale geliyor. Bir nevi artık sadece taş yemeye başlıyor. Seneler geçip küçük artık kültür nezdinden büyük hale geldiğinde ise senaryo bambaşka bir boyuta dönüyor. Tüm hayallerini küçüğüne vakfetmek zorunda kalmış anne, geçen senelerin telafisini biricik çocuğundan tahsil etmek istiyor. Bu hayallere ister iş deyin, ister gezmek deyin isterseniz eşinden beklediği romantik hayaller deyin. Orası kültürün çaldığı hayaller kadar geniş bir yelpazede çeşitlenebiliyor. Anne tarafı böyleyken masanın diğer tarafında ise, bu beklentiler ve çalınmış hayaller çocuğun boğazında düğümlenen vicdani yaralar şeklinde belki bilinçli belki bilinçsiz bir şekilde kişinin hayatında yer bulmaya çalışıyor, bu tip yazılara konu oluyor.

Diyeceksiniz ki e bu kadar yazdın da söyledin de yani nereye varmak istiyorsun? Varabileceğim bir noktayı bu aşamada ben de henüz bulabilmiş değilim. Yine de ergenlik ve sonrası dönemde anneme “benim için kendi isteklerinden vazgeçmeseydin o zaman” diye sitem etmişliğim çok vardır ama bu geçmişi geri getirmeye yetmiyor. Sadece her yaptığınız işte, keşke annem de zamanında yapabilseydi bu yaptıklarımı diye hayıflanıyorsunuz, bir nevi yediğiniz lokmaya da o acının zehri bulaşıyor. Ama bildiğim tek bir şey varsa o da boş bir sürahinin bardağı dolduramayacağıdır. Anneler kendi hayat deneyimlerinden ve hayallerinden vazgeçtikleri her noktada aslında çocuklarına aktarabileceklerinden, kendilerinin mutlu ve tatmin olduğu her andan biraz daha çalarak aslında çocuklarına verebileceklerinden biraz daha kısmaktadır. Yine de son söz olarak bunların benim naçizane gözlemlerim olduğunu ve herkesin yaşamı içerisinde karşısına getirdikleri ile kararlar vermek zorunda olduğunun da farkındayım. Umarım anne adayları ve anneler olarak kendi mutluluklarımızdan ve küçüklerimizin mutluluklarından vazgeçmek zorunda kalmadığımız hayatlar yaşamak dileği ile..

Bu Haber 169 kez okunmuştur.

Eklenme Tarihi : 12.04.2016 Sal 07 : 12

YORUM YAZ

Henüz yorum yapılmamış.